Gökhan Mert's profilegkhnmert'der ki;PhotosBlogLists Tools Help

gkhnmert'der ki;

"dünya insanların hayalgücüyle döner"

devrim matematiği...

kendi küçük, hayali büyük insanlarız,
ateş olsak, fikrimiz kadar yatar, çıkarız...

toplumcu gerçeküstücülük...

çizdim;
yere aktı duvarlar
boyadım;
paletteki ''sen'' renginden
çaldım;
anlamadı sazlar
gam telimin dilinden
yontmayı da denedim
bir kalıp som aşk üzerinden
yazdım;
cesaretim kalemin tükenmezliğinden...
anladım;
''sanat, sana tapmanın en basit biçimidir''
 
(az önceki satırlar;
biraz vermidon yeşili, aspirin beyazı, biraz rast, biraz hicaz,
mekan desen dumanaltı, zaman desen tanımsız bir geceden,
Dünya Sanat Tarihine melankolik bir öpücüktür...)

helal -lik- ...

günbatımında bir vapur karşılar
üşümüş tekil şahsı
yoksun cepleri ellerini ağırlar
gömleğinden sızmaktadır şehrin poyrazı
yolculuk...
gözler dalıp gider gibi yolculuk...
 
çökük omuzlar habercisi yüklerin
ve haberdar yarından
yüke destek ellerin
tutmaya meyilli ellerin
olmadığından
yorgunluk...
gözler ağırlaşır kapanır gibi yorgunluk...
 
cüzdanına demirbaş bir talih oyunu
bir başka aşkla tutar kuponu
tanışıktır şansıyla, bilir;
bu kupon da kurtarmayacak onu
olasılık...
göz göre göre katlanarak olasılık...
 
ve zil çalınmaz anahtar açmaktaktadır kapıyı
açar pencerelerini tek odalı köşkünün
tekildir hayatta mustafa öğretmen
ondan başka havalandıran olmaz odayı
ondan başkası beceremez
tek gözlü evinde
her masalda başrol oynamayı
yalnızlık mustafa abim...
yalnızlık...
gözler kapanıncaya kadar yalnızlık...
 
    ( Vefatını bir rastlantı sonucu öğrendiğim, Kadıköy-Beşiktaş seferinin yol arkadaşı,
    tecrübesiz hayatımın nasihaten usanmayan yol göstericisi, devrim fikrime yoldaş,
          Emekli Öğretmen Mustafa...
 
                     Toprağın bol, yolun açık olsun...
                     Uğurlar olsun...  )

yasmin...

bekleradım ayaklarım aldatır
kaldırım üstü çaresizliği
ve sesini yırtmaktadır
gecenin sessizliği
yasmin
gece kadar sıcak, boşluk kadar dolu tasvirin...
 
bir adaya yolcu
bir kağıttan gemi
ceviz ağaçlarına sevdalı gibi
benim kucağım
buram buram karbonmonoksit
bir akşam sefası anlatır gökyüzüne seni
yasmin
boyalı şehrimde gerçek midir resmin...
 
ve adımlarımda artık
daha hızlı sana gelme çabası
ve bir ceviz ağacında bulabilme umudu seni
herhangi bir dünyada
herhangi bir gece vakti
isyan bayrağı gibi
sesin yırtmalı geceyi
ben dinlerim sessizliğini
yasmin
bu kadar güzel olmak zorunda mıydı ismin...

mutlu yollar...

bir nihavend tını doğar
geceleyin
üsküdar kokar
yakın kadıköye
ağlar yırtarcasına salacaktan görünen şehrin silüetini
ve ağlamaya devam edecektir gördükçe aynı şehri

 

bir başkaldırı doğar
kimseler başını kaldırmadığı saatlerde yastığından
geceleyin
üsküdar kokar
ve bir uzaktan gelmişlik
hasret kokar her karışına memleketin
ve bir şarap bekler içerisinde ceketinin
her ağlayan yanına şahit olmak için
bir herhangi varoluş doğar geceleyin

 

bir gün doğar
geceye misilleme
hem de geceleyin
üsküdar sabahı kokar
ne o farkındadır bugün olduğunun
ne dünü unutmuş gece
güneşin kavurduğu bu kuru soğuğun


bir türkü doğar
inan ki geceleyin
bassan bam teline üsküdar tınlar
bir mızrabın tel sevişmesinden doğar
kırmızı, mavi, ve buram buram mor
kadıköyde sokaklar
üsküdarda bir yavru bağlama bırakılır cami avlusuna
kadıköy hala sokak sokak, hala buram buram mor


bir şiir doğar
kıpkızıl bir geceleyin
üsküdar kokar ve biraz hicaz
ve bir gece hayat karşılar bir bebeği anne karnından
ve hayat bir şiir olmaktadır geceleyin
bir hayat kadını laçkalığında dökülen dudaklardan


bir gökhan mert doğar
geceleyin
üsküdar kokar ve biraz bebek
ağlar yırtarcasına ilk aşkının silüetini
ağlar, sanki başına gelecekleri tahmin ederek


hoşgeldin bebek
geceleyin
haberin olsun buralarda yaşamak zor
ama kadıköy hala buram buram mor...


 

 

 

 


 

aykırı...

hoşgelmişliğim var dünyaya, bırakın
herhangi bir sabaha uyanma düşü için burdayım...

neden?

alev almakta beden her nasırlı derde
ve -nasıl-'lı cümleler açıklamakta güçtük çekmekte
tedariği yoksun tedaviler arasında
yerden göğe aranmakta beden
alev almakta beden
 
yanlışa hükümlü ve aciz hayattan yürek
bır gül-bülbül hikayesine figüran giderek
diken olmakta bir türkü tadında
uzunhava lezzetinde inceden
alev almakta beden
 
ne desek;
bir kısaca lafı uzatma çabası
yazdıkça da bir nasırlı derdin acıması
cabası...
 
ne desek;
alev almakta beden...

ne fark eder?

farketmedin
sen uyurken
saçların saplandı kalbime...
 
ne de güzel taramıştın
    sen saçmıştın saçlarını
       gecenin siyahına
          ben sabahın mavisine
             toplamıştım
                 saçlarını
                     toplamıştım
                         geceye saçtığın
                                               kalp saplantılarımı....
farketmedin
sen uyurken
sarıldın boynuma bilinçsiz...
şah damarımdaki nabız
     uyandırmadı seni
         oysa kulaklarım patlarcasına duydum
             boynumdaki kolunun
                 en kılcalında
                                     akan kanın sesini...
farketmedin
sen uyurken
bedenin tutuşturdu odayı...
 
şikayet etmedim hiç
     eridim yanında usulca
         yanarak ölmediğimden değil
              yanında aşktım
                  buram buram aşktım, farkedemedim
                        öyle bir dalmış ki ruhum
                              uyuyan, kapalı gözlerine
                                                         yandığımı
                                                         öldüğümü
                                                         farkedemedim...
 
faretmedin
sen uyurken
ben bütün gece seni izledim...
 
kıpırtısız
       boylu boyuna
            şanslıydım
                tanrı müdahale etmedi
                       sana tapma oyunuma...
 
farketmedin
sen uyurken
dalmışım...
                  yoktun
                      uyandığımda...
 
 
                                 Gökhan Mert (mayıs08)

bir mayıs...

binlerce parça hayatta
onun payı da var
             bir o kadar
                          silik
utandırmaz onu
tırnak arasındaki
                          pislik...
 
bir mayıs başı
             cemresi düşer
                         fabrikaya
 
 
mayıs da olsa
           
             ay başı
                 getir maaşı
                         usta başı
 
geldiği gibi gidecek ne de olsa 
                
                         kiraya...

biyografi...


yakın geçmişte dünyanın bi köşesinde dünyaya geldi...

çocukluğunda onunla ilgilenen kimse olmadı...

o bile çocukluğuyla ilgilenecek zaman bulamadı...

kısa zamanda büyüdü, kalabalığa karıştı...

toplumcu gerçekçi oluşu herkesi rahatsız etse de o kimsenin rahatını bozacak hareketler yapmadı...

rastlantıları ve yarını reddedip an'ı yaşadı...

ve o an'lardan etkilendiğinde yanında hep fotoğraf makinesi vardı...

aşık olduğunu sandı çoğu kez, kimseye bir parçasını bırakmadan hayatlarından da geçemedi...

iletişimde zorluk çekti...

ne anlatmak istediyse aslı anlaşılmadı...

hep karşısındakinin anlayabileceği cümleler kurdu...

rahatlamak istediğinde kelimeleri dilediği gibi kullanmayı da bildi...

bazen anlatmaya kelimelerin bile zorlandığı durumlarda,
-fikrini illa ki bir yolla anlatacaktır bu adam-
kelimelerini notalara değişti...

hayatı boyunca etrafındakiler için çalışıp kalanlarla kendini geliştirdi...

özetle;
kısa hayatının her anını herkes için yoğun yaşamaktan yorgun...

herkese yoğun yaşamanın, paylaşmanın yorgunluğuyla keyifli yaşamakta...


kim bilir belki de sen buları okurken ücra bir sahil köyünde, kıyıya çekilmiş bir sandala ikameten bir dilsizle şarap içip sohbet etmektedir...

hala hayatı ve insanları severek en büyük görevini yerine getirdiğine inanıyor...

Dipnot: Seviyorum sizi insanlar...

3, 2, 1...

her düş seri düşüşlere gebedir
kimbilir belkide hayat sadece bir gerisayımdan ibarettir (!),

geri sayabilmek bile,
başlı başına ibadettir...
molalarda insafa kalan,
-yapabilirsen-
sade düşünmektir...

getir garson!
bir meyhane, bir masa ve fazladan
bir dost'a sahibim hayatta
eksiğim sendedir
bir duble daha getir...
 

14 mart 2008

    --içilen çayın mesanedeki baskısı ve kapıyı açar açmaz elimdeki "uykusuz" u alıp tuvalete kaçan kızkardeşimin
tezatı güzel başlattı geceyi. braek dance motifli "ocaktaki ıspanağı ısıtma" ritüeline sebep kızkardeşime
"sebebim oldun leyn" melankolik narasını bir borç bilerek kelimelerime başlamayı bir görev bildiğimi bilmenizi isterim.
-mütemadiyen iğrenç detay; "artık demir almak vakti gelmişse ıspanaktan, mideye giden bir kaşık kalkar bu tabaktan..."-
 
   --gün için önemli detaydır ki -şayet an içinde kulak şenlendiren- bir hediye aldım. uzun zamandır hediye almamanın verdiği
bileniniz var mıdır bilmem ama, gayet duygu yüklü bir olay şayet. "-erkan oğur kim la. -yokmu olm eşkiya'da kıvırcık.
-haa "şu fıratın suyuu". -he lan o işte" polemiğinden sıyrılanlar için anlatıyorum ki; müzik adına eksiksiz bir albüm.
-insanlık adına eksiksiz bir dost-'tan armağan olunca değer katlanıyor elbet. neyse mevzuya dönelim, erkan oğur ve okan murat öztürk
ağabeylerimizin "hiç" isimli albümleri. -"hiç" yoktan iyidir- diye eşsiz ve ince mizah bilgisi gerektiren bir kelam da bulunur kapağında.
rivayet edilir ki; bu icracılarımız sazlarını elleriyle değil de yürekleriyle çalarlar.
tavsiye edilir ki; tavsiye eden bu konuda gayet ciddidir...
 
   --"yazı cafe" diye bir yer varmış kadıköy'de. -yazı cafe, kışı bar- espisini garson ablamız üzerinde neden uygulamadığımı hala düşünürüm.
ablamız müşteri ağırlama konusunda ihtisaslı olduğundan halin vahimliği epeyce yüksekti. müziği beğenmeyen müşteriye -ben seviyorum
o müziği- demişliğinden tut -hani kalkın gidin demiyorumda çayları için kapatıyoruz- demiş bir abla bu. kapıda bir dilek-şikayet
kutusu olaydı yazacaklarım belliydi. "teşekkür ederiz çok güzel azımıza sçtınız". bize verdiği cesaretle -sandviç iğrençti- demeyi
görev edindik. iyi de yapmışız almadı sandviçin parasını. yok bi de alsaydın be abla.
 
   --şimdi biz bu erhan insanıyla daha önceden de aynı yerde randevulaştıydık. malum bu gün de aynı yerde randevulaştık. gel gelelim bir
çay bahçesinin tavanı olmayışı ve şiddetli yağmur beni randevumdan etti mi? -hayır-. ben söz verdiğim şeyi yaparım arkadaşım.
gerçi şemsiye vardı da yine de insan bi sorar çok bekledin mi? diye.
 
   --daha önce bahsettiğim "hiç" albümünü dvd'ye takarken babaannem sordu o ne diye. ben de "hiiç" dedim. içimden güldüm de siz gülmesenizde olur.
 
   --bugün halk otobüsünde 5 tane koltuk değiştirdim hiçbirine sığmadım. bende en rahat hangisine sığmadıysam gittim ona oturdum.
 
Photo 1 of 11
More albums (1)

Custom HTML

Gökhan Mert's Facebook profile

Custom HTML